OYUN YAZMA TEKNİĞİ

Aşağa gitmek

OYUN YAZMA TEKNİĞİ

Mesaj tarafından MARS Bir Çarş. Haz. 25, 2008 10:45 am


Oyun Yazma Tekniği
Kemal ORUÇ

Bir tiyatro oyunu yazmaya karar verdiğinizde ilk olarak kendinize
şu soruyu sorun: “Neden yazıyorum?” İnsanlığa faydalı olacak, gerçekten
mesajı olan bir oyun olacaksa hiç durmayın, yazın; çünkü bu tür
oyunlara çok ihtiyacımız var. Eğer gelip geçici, boş bir heves için
yazıyorsanız lütfen vazgeçin bu uğraşınızdan. Zira, ne bu oyunu okuyan
ne de izleyen insanların vaktini çalmayın!

Alexander Dumas, oyun yazma konusunda “Çok kolay, diyor, “birinci perde
açık, son perde kısa, bütün perdeler ilginç olmalı.” Gerçekten de bu iş
bu kadar basit olsaydı, herkes oyun yazarı olurdu. Ne ki, burada
yalnızca teknikle ilgili söylenmiştir bu sözler. Oysa yazılması zor
olan oyun, tekniği açısından zor olan oyun değil, söyleyeceği şeyi olan
ve bunu en iyi biçimde seyirciye iletebilen oyundur (Nutku, 2001).

Bir oyun, yazarın kafasında birdenbire belirmez. Dramatik bir
eseri yazmak için belli bir aşamayı adım, adım gitmek gerekir. Birden
bire bütün bir oyunu yazmaya çalışmak, büyük bir pastayı tümüyle
yutmaya çalışmak gibidir. Halbuki pastayı dilim, dilim hatta lokma,
lokma yemek gerekir. İşin aslı, bu iş büyük sabır ister. Bu aşamadaki
süreç; yazarın bilgi birikimi, kişilik yapısı, çalışma tarzı ve
araştırma biçimine bağlı olarak değişir.

Oyun yazmanın temelinde yaratıcılık yatar; ama oyun yazma tekniği
de yazara çözümlemede yol gösterir ve işini kolaylaştırır. Bu iki
öğenin birbirini tamamlaması gerekir. Diğer bir taraftan, oyun yazarı
yaratıcı olduğu ve yazma tekniğini bildiği kadar tiyatro tekniklerini,
sahne yapısını, oyunculuğu, rejiyi, kısacası tiyatronun her öğesini de
çok iyi bilmelidir. Yine de ne olursa olsun kalıpsız olun ve yepyeni
olanı arayın! Kendi tekniğinizi oluşturun, diğer tüm teknikler size çok
yardımcı olacaktır elbet; ama önemli olan sizin yaratıcılığını
kısıtlamayacak, size ait olan tekniği bulabilmektir. Bu da ancak
çalışarak ve deneyerek öğrenilebilir.

Oyun yazmanın tekniğini bilen ama yazma heycanı duymayan , ya da
tersi, bu duyguya sahip, ama teknikten habersiz yazarların temel
kavramlara yazma yoluyla ulaştıklarına bakılırsa, yazmanın pek de
kuralı olmayacağını belirten F. H. Çorbacıoğlu, yine de malzamenin
bolluğuna karşın diğer edebiyat dallarındaki kadar tiyatro yazarının
özgür olmadığını açıklar.Tiyatro yazarının hem teknik olanakları hem de
sahneleme olanaklarını bilmesinin zorunlu oluşuna değinir. (Nutku, 1999)

Yaratıcılığın esasında düşünmek, çalışmak ve geliştirmek yatar.
Aklınıza ilk geleni yazmayın! Bu ilk akla gelenler önemlidir, bir
insanın iskeleti gibidir elbet; ama insan olabilmek için eti, kaşı gözü
vs. olması gerekir. Demek istediğim şu: akla ilk geleni işlemeden, onu
bir biçime sokmadan asla kağıda aktarmayın. Bırakın önce kafanızda bir
süre olgunlaşsın.

Ham meyve karın ağrıtır!

 Yazara Esin Gerekir
Bu esin gökten inmez, yerden bitmez,
birden bire karşınıza çıkmaz. Var olabilmek için bir alt yapıya
muhtaçtır. Bir olay gördüğünüzde “İşte ben bundan esinlendim.”
diyemezsiniz. Bu, bir olaya tanık olmaktır sadece. Esinlenmek; tanık
olunan bu olaydan etkilenmenin yanı sıra, olayı derinlemesine
incelemek, olayın işinize yarayıp yaramayacağını belirlemek ve
geliştirilip geliştirilmeyeceğine karar verebilmektir.

Örneğin, yol kenarındaki dilenci kadından para alan bir adam
gördünüz. İlk bakışta bu herhangi birisi olabilir. Bu haliyle işimize
pek yaramaz. Ama bu işten esinlenip kafamızda bu olayı
geliştirebiliriz. Şöyle ki: parayı alan herhangi biri değil de takım
elbiseli bir adam, hatta bir politikacı olsun ve parayı aldıktan sonra
hemen ilerideki Mercedes marka arabasına binip gitsin. İşte
geliştirilmiş bu düşünce işimize yarar.

Kendinizi geliştirmek ve bu işe hazır edebilmek için devamlı
gözlem yapmalı; gördüğünüz, duyduğunuz ve düşündüğünüz her şeyi not
etmelisiniz. Belki de bir söz, şarkı, fıkra ya da tarihte olmuş bir
olay oyunun yazılması için size esin verebilir. Yazar devamlı
araştırmalı ve bilgi dağarcığını genişletmelidir. Güzel örnekler size
güzel oyunlar yazmanızda yardımcı olacaktır. Bol bol oyun okumalı ve
izlemelisiniz.

Ne ekersen onu biçersin!

 Taslak Oluşturmalısınız
Bütün topladığınız bilgileri ve
aldığınız notları kullanarak oyununuza bir taslak oluşturmalısınız.
Taslak; aldığınız notların düzenlenmesi, geliştirilmeye açık hale
getirilmesi, bir gidiş yolu belirlenmesi ve yazılacak oyuna ön zemin
hazırlanmasıdır. Bu taslak oyunu yazma sürecinde size yol gösterecek,
dağılan düşüncelerinizi toparlamanıza yardım edecektir. Bir anlamda
sizin haritanız olacaktır.

Haritasız yola çıkarsanız, kaybolursunuz!

Bir taslak oluşturduktan sonra yazar;

 Hedef Kitle Belirler
Oyunu kim izleyecek? “Herkes” derseniz
eğer, bu soruya verilebilecek en mantıksız cevabı vermiş olursunuz.
Örneğin Romeo ve Juliet oyununu bir çocuk izleyip ne yapsın? Ya da tam
tersi, çocuk oyunundan bir yetişkin ne anlar?

Biz bu oyunla ne vermek istiyoruz? Seyirci gülsün mü istiyoruz? O zaman
komedi türünde bir oyun yazacağız. Seyirciye siyaset adamlarının, bazı
iş adamlarının yaptığı düzensizlikleri mi göstereceğiz? O zaman politik
oyun yazacağız. Seyirciye katharsis (arınma) mı yaşatmak istiyoruz? O
zaman bir trajedi yazmak en iyisi.

Oyunu izleyecek yaş grubu da önemlidir. Genel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz:

1-) Çocuklar (3- 6 yaş okul öncesi, 7- 9 yaş ilkokul, 10- 12 yaş ortaokul dönemi)
2-) Gençler (12- 15 yaş ergenlik, 16- 21 yaş ilk gençlik, 21- 25 yaş uzamış gençlik dönemi)
3-) Yetişkinler (25- 70 yaş)
4-) Yaşlılar (70 yaş ve üstü)

Yaşların yanında hedef kitle; ekonomik, psikolojik, sosyal, fiziksel, ve kültürel açılardan da değerlendirilmelidir.

 Oyuna Yaklaşımını Belirler
Bu yaklaşım, oyunu yazma
amacımıza göre belirlenir. Oyunu, insanları salt güldürmek için mi
yoksa bilgilendirmek ve düşündürmek için mi yazıyoruz? Yoksa her ikisi
için mi? Gerçekçi mi olacak gerçeküstücü mü? Açık biçim mi kapalı biçim
mi?

Yazarın yaklaşımı, kişiden kişiye, sahneden sahneye değişmez, eser
boyunca aynı kalır. Aksi takdirde, ne eserde bir bütünlük olur, ne
yönetmen oyunu yorumlayabilir, ne oyuncular kişileri tutarlı bir
biçimde canlandırabilirler, ne de izleyici bu çorbadan zevk alır
(Özakman, 2001).

 Dramatik Mantığı Belirler
Dramatik sanatlarda iki biçim
vardır: Açık biçim ve kapalı biçim. Açık biçim; epik olan, kapalı
biçim; ise dramatik olandır. Açık biçim doğruca seyirciye oynanan
(Örnek: Keşanlı Ali Destanı/ Haldun Taner), kapalı biçim ise seyirci
yokmuş gibi oynanan (Örnek: Medea/ Euripides) oyundur.
Bütün bunları yaptıktan sonra oyuna bir tema belirleyin. Tema, ana
düşünce demektir. Yazarın belirlediği bu ana düşünce, seyirci
tarafından tahmin edilebilir olmalıdır. Eserin ana düşüncesini genelde
bir cümle ile ifade ederiz:

“Kötülükle yaklaşan kötülük bulur.”
“Körle yatan şaşı kalkar.”

Örneğin; Romeo ve Juliet oyunun teması: “Büyük aşk ölüme bile meydan okur.”dur.

Tema, oyunun yazılmasına neden olan ateşleyicidir. Yazar bu temaya
oyun boyunca bağlı kalmalıdır. Çünkü tema sınırlayıcı bir görev
üstlenir, dolayısıyla konudan konuya atlama olmaz.

 Öykü Oluşturma
Bu aşamadan sonra da yazar, aldığı notlar
sayesinde kafasında geliştirdiği olayları kullanarak, yazmak istediği
oyunun genel bir öyküsünü çıkarır. Bu öykü diyaloglar içermeden,
olayların birbirine bağlanmasıyla oluşur. Burada dikkat edilmesi
gereken, öyküyü oluşturan olayların dizilişidir. Öykünün; başını,
ortasını ve sonunu oluşturan olaylar olmalıdır. Üç satırlık bir
fıkranın bile başı, ortası ve sonu vardır.

Öykü oluşturma sırasında oyun kişileri ortaya çıkmaya, onlara
özellik ekledikçe de kesinleşmeye başlarlar. “Bu öyküde, bu olayı kim
yaşamalı?” sorusunu sorduğunuzda olay kişisi ortaya çıkmış olacaktır.
Bu olay kişisine özellikler yüklemek, onu geliştirmek, herşeyiyle
gerçek bir insan yapmak gerekir. Bu konuya sonra daha geniş değineceğim.

Dramatik bir yapıtın ilerlemesi çatışmaya bağlıdır. Çatışmalar
genelde oyunun gelişme bölümünde yer alır. Çatışmalar yoluyla “yeni
olanı” elde ederiz her zaman. Ana karakterin karşısına bir zıt karakter
koymak ya da ana düşünceye ters bir düşünce koymak çatışma yaratmaktır.
Ana karakterin hedefe ulaşmadaki amacına karşı gelen ve onu engellemeye
çalışan herşey bir çatışma yaratır. Ana karakter bu engelleri aşar ve
oyun ilerler.

Dramatik bir konu, çok kabaca ve çok genel olarak şöyle
özetlenebilir: Her dramada bir baş karakter bulunur; bir karşı-
karakter ya da bir karşı- güç, bir sebeple baş karakterin düzenini
sarsar, ya da bir isteğine ulaşmasını engeller. Drama boyunca çekişip
çatışırlar. Sonunda ya karakter, ya karşı- güç üstün gelir. (Özakman,
2001)

Çok önemli bir konu da şudur ki; yazılan hikayenin ilginç olması
gerekir. Örneğin; Ali ve Ahmet’in sadece kavga etmesi kimseyi
ilgilendirmez. Ama Ali ve Ahmet iki büyük ülkenin başkanıysa ve üçüncü
dünya savaşına doğru giden bir çatışmaları varsa, işte o zaman
kavgaları herkesi ilgilendirir. Herhangi bir olayı göstermek için,
parasını aldığımız insanları iki saat boyunca salonda tutmak, onlara
işkence etmek demektir.

Aynı zamanda hikaye, “Bin kişi aynı anda sahneye girer.” ya da
“Oyuncu yirmi metreden atlayarak intihar eder.”gibi, sahne boyutlarına
ve teknik özelliklerine uygun düşmeyen öğeler içermemelidir.

Bu kısımda dikkat edilmesi gereken diğer bir önemli konu da: eserin
sonu mutlaka kesinleştirilmeli ve olaylar bu sona göre gelişmeli ve
ilerlemelidir. Eğer hikayenin ortasında oyunun sonunu değiştirmeye
karar verirseniz, yazdığınız kısımları da, hatta karakterleri de
değiştirmek ve yeni sona uydurmak zorundasınız.

 Oyun Kişilerinin Özellikleri Belirlenir
Öyküyü de oluşturduktan sonra artık bu öyküde var olan ve öyküyü var eden oyun kişilerinin özelliklerini belirleyelim.

Turgut Özakman, Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği (2001) adlı kitabında
karakterlerin özelliklerini belirleyen genel bir tablo vermiştir. Bu
tabloyu olduğu gibi aktarıyorum:

1. Fizyolojik/biyolojik özellikler
a. Cinsiyeti
b. Yaşı
c. Beden özellikleri, görünümü
d: Bedensel becerileri
e. Hastalıkları, beden kusurları ve sakatlıkları vb.

2. Psikolojik özellikler
a. Cinsel hayatı
b. Ahlak anlayışı
c. Tutumları, inançları
d. Zihinsel yetileri (dikkat, algı, bellek, düşünme, düş gücü, irade, bilinç)
e. Heyecansal, duygusal hayatı, tutkuları
f. Huyu
h. Zihinsel becerileri ve yetenekleri
ı. Alışkanlıkları (davranış kalıpları)
i. Patolojik eğilimleri, kompleksleri, fobileri vb.

3. Toplumsal özellikler
a. Milliyeti
b. Doğduğu yer
c. Şimdi yaşadığı yer
d. Sınıfı, mesleği, konumu
e. Eğitimi
f. Geliri
g. Ailesi, özellikleri
h. Eşi ve eşinin ailesi, özellikleri
ı. Çocukları, torunları, özellikleri
j. Mahalle, arkadaş, meslek, inanç, ve düşünce çevresi, özellikleri
k. Hobileri, merakları
l. Geleceğe dönük tasarıları, emelleri, idealleri vb.

 Fizyolojik/ biyolojik özellikler; oyun kişisinin görünüşünü, hareketlerini,
 Psikolojik özellikler; düşüncelerini, anlayışlarını, akıl düzeyini ve baskın duygularını,
 Toplumsal özellikler; sosyo- ekonomik ve kültürel durumunu, çevresel faktörlerden etkilenişini, ilgi alanlarını gösterir.

Bu tabloya bakarak ana karakterin, karşı- karakterin ve yan
karakterlerin özelliklerini çıkarabiliriz. Bütün bu özellikler, aslında
o karakterin hayat hikayesini anlatır. Ana karakterlere ve karşı- güçlü
karakterlere detaylı olarak bu özellikler yüklenmek zorundadır; ama yan
karakterlerde detaya girmek gerekmeyebilir.

Karakteri geliştirmek ve ilginç yapabilmek için değişikliklere
uğratırız. Örneğin; dersini alır, bir hastalığı ortaya çıkar, mutlu ya
da mutsuz olur… Ona bazı yan özellikler de katabiliriz. Örneğin;
üstündeki yırtık paltoyu hiç çıkarmaz, herhangi bir kelimeyi duyunca
hapşırır…

Bu değişiklikler ancak ve ancak gerektiği için yapılmalıdır.
Hikayenin gidişatını ve diğer karakterlerin durumunu geriletir yönde
etkilememelidir. Doğru değişikliler, çatışmalar yaratır ve yeniliklerin
doğmasını sağlar. Monotonluklardan kurtarır ve seyirciye de yeni ve
değişik bir olay izleme fırsatı verir.

 Öykü Parçalara Ayrılır
Artık bu aşamada yazmış olduğumuz
hikayeyi parça parça işlemeye ve geliştirmeye geldik. Bu parçalar,
yazıyor olduğumuz oyunun sahneleridir aslında. Diyaloglar bu bölümde
yazılmaya başlanır. Zaten hikayenin ne olduğunu ve karakterlerin
özelliklerini iyice bildiğimiz için diyaloglar kendiliğinden
gelecektir. Gereksiz konuşmalara yer vermemek ve açık, yalın bir dil
kullanmak gerekir.

Parçalar(sahneler), olayların örgüsünü bozmadan, hatta daha da
geliştirerek işlenmelidir. Bu parçalar da aralarında birleşerek bazı
bölümler oluşturur. Her dramatik eserin giriş, gelişme ve sonuç
bölümleri vardır. Örneğin; on parçaya (sahneye) böldüğümüz hikayenin
ilk üç parçası; giriş bölümünü, ikiden sekize kadar olan parçalar;
gelişme bölümünü, son iki parça da sonuç bölümünü oluşturabilir. On
parçaya ayırdığımız hikaye; işlem sonunda, yedi sahnelik bir oyun
olarak da çıkabilir.

Giriş bölümü; daha çok karakterleri tanıtan, karakterlerin
seyirciyle iletişim kurmasını sağlayan bölümdür. Kapalı biçimde,
yaşadıklarından ve diğerleriyle konuştuklarından kim olduğunu ve bu
oyundaki görevini anlayabiliriz. Ama açık biçimde karakter isterse
direk olarak seyirciye kendini tanıtabilir; kim olduğunu ne iş
yaptığını söyleyebilir.

Örnek olarak,

Merhaba ben Meltem. Bu görmüş olduğunuz eskici dükkanının
sahibiyim. Rahmetli babamdan kaldı burası bana. Yaşımın biraz geçkin
olduğuna bakmayın, yalnız yaşarım ben… Yok yok yanlış söyledim, yalnız
değilim. Mumuş ve Liloş adında iki kedim var, onlarla birlikte
yaşıyorum. Evim hemen bu dükkanın üstünde...

Ayrıca karakter isterse diğer karakterleri tanıtabilir, olayların gidişatını anlatabilir.
avatar
MARS
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 23/06/08
Yaş : 27
Nerden : ANKARA

Kullanıcı profilini gör http://kultur-turk.lolbb.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: OYUN YAZMA TEKNİĞİ

Mesaj tarafından MARS Bir Çarş. Haz. 25, 2008 10:47 am

Örnek olarak, Haldun Taner’in yazmış olduğu Keşanlı Ali Destanı’ndaki Zilha’nın sözlerine bakalım:
Filiz’in babası Bülent Bey, illetli fakir; karısı evden kaçmış. Adam da
böyle sönmüş fenere dönmüş. … İhya Bey buba adam. Tuttuğu altın olsun,
neme lazım. Beni kızı gibi sever...

Gelişme bölümü; karakterlerin çıkan engellere takılması, belli
olaylardan etkilenmesi, çelişkiler yaşaması, kararsız kalması ya da
yeni kararlar vermesi, sorunlar çıkması ve sorunlara çözüm bulması gibi
belli olaylar içinde çatışmalar yaşayarak hikayeyi ilerletmesi ve
geliştirmesini sağladığı bölümdür.

Bu gelişmeleri sağlayan olaylar, yumuşatılarak yazılmalı ve birbirinden
ayrı durmamalıdır. Yani olaylar birbirinden kopuk ilerlememelidir. Ama
istisna olarak, bazı oyunlarda olaylar birbirinden bağımsız hareket
edip finalde hepsi birleştirilebilir. Bu da seyirciyi şaşırtmaya
yönelik kullanılan bir yöntemdir. Ana konu içinde yan konular da
işlenebilir. Bunlar da genel olaylar içinde, sırıtmadan, ana konuya
bağlı olarak işlenmelidir.

Gelişen olaylar hikayeyi bir sonuca doğru götürmelidir. Bu aşamada her
olay bir sonraki olaya zemin hazırlamalı, adım adım hikayeyi
ilerletmelidir. En etkili yöntem, seyircinin bir sonraki olayı merak
etmesini sağlayan yöntemdir. Ama her seferinde bunu yaparak seyirciyi
yormamak gerekir. Gelişim aynı hızda olmamalı, olayların gidişatına
göre iniş çıkışlı olmalıdır. Ama yine gereksiz hız değişimleri de
seyirciyi yorabilir. Eserin belli bir temposu ve ritmi olmalıdır.

Oyunun süresini uzatabilmek için gereksiz yere olay eklemeyiniz. Ancak
hikaye içinde olan; işe yarar, oyunu ilerletir olaylar bizim işimizi
görür. Gereksiz olay ya da kişiler hemen kendini belli eder ve
seyircinin dikkatini çeker. Bu da pek hoş durmaz.

Bütün çatışmalar sonunda son bir çatışma yaşanır ve oyun sonuca
gider. İşte bu son çatışma doruk noktasıdır. Doruk noktasında son
kozlar paylaşılır, olaylar kızışır, heyecan artar. İşte tam bu noktada
en başta belirlediğimiz tema (ana düşünce) ortaya çıkar.

Sonuç bölümü; bütün olaylar neticesinde, kazanan tarafın(bazı
oyunlarda eşitlik olabilir) ne yapacağına karar verdiği ve olayları
çözdüğü kısımdır. Mutlaka finale kadar gelen çözülmemiş sorunlar vardır
ve karakter bu sorunları çözüme kavuşturur. Oyun da bu yeni duruma göre
son bulur.

Final doruk noktadan hemen sonra gelmeli ve kısa tutulmalıdır. Yoksa, zaten sabırsızlanan seyirciyi usandırabiliriz.

Finalsiz hiçbir oyun yoktur, olmamalıdır! O kadar tanıdığı ve iki
saat boyunca gelişimini gördüğü hikayenin ve karakterlerin, sonunda ne
olacağını bilmek seyircinin hakkıdır. İnsan yaşamı da buna benzer.
Doğar, gelişir ve ölürüz.

Ölümsüz insan, sonuçsuz oyun olmaz!

Bu bilgiler ışığında yazacağınız oyunların; öncelikle Türk
Tiyatrosu’na sonra da Dünya Tiyatrosu’na yararlı olmasını dilerim.

Günleriniz Aydın olsun sevgili düşünce dostları!

Kemal ORUÇ
06.3.2007
Kaynaklar:

ÖZAKMAN, Turgut; “Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği”, Bilgi Yayınevi, Ankara, (2001)
NUTKU; Özdemir; “Dram Sanatı”, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, (2001)
NUTKU, Hülya; “Oyun Yazarlığı”, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, (1999)
EGRI, Lajos; “Piyes Yazma Sanatı”, Papirüs Yayınları, İstanbul, (2004)
GOOCH, Steve; “Oyun Yazmak” Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, (1998)
avatar
MARS
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 23/06/08
Yaş : 27
Nerden : ANKARA

Kullanıcı profilini gör http://kultur-turk.lolbb.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz